Düşünce tamamlanmış gibi davranmadan düşünmek.
Müzik, sanat, psikoloji, arzu, disiplin ve güzellik üzerine denemeler. Yazılar özgün dillerinde yayımlanır; sırf simetri uğruna makine çevirisine teslim edilmez.
Çeliğin Sıcaklığı Hatırladığı Gece
Yıldızların göğün bağrında cereyan eden eski bir kavganın közleri gibi göründüğü bir gece; hafıza, metal ve insanın kendisine anlattığı hikâyeler üzerine.
Ocak 2022 · MersinHeaven: Mitski, Jazz, and the Secret Architecture of Longing
A close listening to Mitski’s “Heaven”: jazz harmony, orchestral colour, elastic time and the unresolved architecture of longing.
2024 · IstanbulThe Key to Everything
Bach, temperament, fugue and the peculiar pleasure of questions that become more interesting when they refuse to close.
December 2023 · ViennaThe Price of a Perfect Note
Castrati and the violence behind the beautiful voice: what musical beauty asks us to hear, and what history asks us not to ignore.
July 2020 · MersinNeden Yazıyorum
Ortaokuldan beri yazıyorum; gerçi başlangıçta buna “yazmak” demek biraz fazla düzenli kaçabilir. Daha çok Türk şiirine karşı geliştirdiğim hafif takıntılı bir yakınlıktı.
Dille ilgili ilk ciddi terbiyemi divan edebiyatından aldım: Fuzûlî, Nedim, Nâbî, aruz vezni ve bir şairin karşılıksız tek bir bakışı nasıl kâinat çapında bir meseleye dönüştürebileceğini gösteren o ihtişamlı dil. Sonra modern Türk şiirinin daha yalın, daha çıplak ve doğrudan sesi geldi. Bu ikisinin arasında, dilin soğumadan disiplinli; ölçüsünü kaybetmeden duygulu olabileceğini öğrendim.
Ardından klasik müzik, resim, sanat tarihi, psikoloji ve felsefe hayatıma girdi. Doğal olarak hepsi hakkında yazmaya başladım. Lise yıllarında İngilizce yazılar da yazıyordum: denemeler, kısa düşünce metinleri ve bazen iki yüz yıldır hayatta olmayan bir besteciyle gece yarısı giriştiğim tek taraflı tartışmalar.
Yazıyorum; çünkü merak, beni pek rahat bırakmıyor. Bir armoninin neden keder gibi duyulduğunu, bir tablonun bulunduğu odayı nasıl sessizleştirdiğini, insanların kendilerini inciten şeylere neden tekrar tekrar döndüğünü anlamak istiyorum. Bir de bazı hatıraların, yemek masasında anlatıldıkça nasıl şüpheli biçimde güzelleştiğini.
Anlatmayı da en az yazmak kadar seviyorum. Biraz cesaret verildiğinde, çocukluğumdan sıradan bir olayı veya Robert ve Clara Schumann arasındaki eski bir meseleyi; el hareketleri, kuşkulu derecede ayrıntılı diyaloglar ve eldeki tarihî belgelerin kaldırabileceğinden biraz daha fazla gerilimle anlatabilirim.
Benim için yazmak, düşünce tamamlanmış gibi davranmadan düşünebilmenin bir yolu. Üzerinde çalıştığım, hatırladığım veya hâlâ tam çözemediğim şeylere bir biçim kazandırıyor. Müzik, sanat, arzu, disiplin, güzellik, psikoloji… Konular değişiyor; beni masaya oturtan dürtü pek değişmiyor.
Bazı insanlar düzenli defterler tutar.
Ben galiba sayfa kenarlarından hikâyeler çıkarıyorum.